Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Geri Gelen Mektup
Cuma Haz. 11, 2010 3:20 pm tarafından Admin

» Nihal ATSIZ'ın vasiyeti burada...
Cuma Haz. 11, 2010 3:15 pm tarafından Admin

» Fatİh Sultan Mehmed Mahkemede
Cuma Haz. 11, 2010 3:14 pm tarafından Admin

» Fatih Sultan Mehmet'in ibret alınacak kısa bir anısı
Cuma Haz. 11, 2010 3:13 pm tarafından Admin

» Fatih Sultan Mehmet'in İmtihanı
Cuma Haz. 11, 2010 3:11 pm tarafından Admin

» Fatih Sultan Mehmet’in Bedduası
Cuma Haz. 11, 2010 10:48 am tarafından Admin

» Başkalık Vardı
Cuma Haz. 11, 2010 10:46 am tarafından Admin

» BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ
Cuma Haz. 11, 2010 10:45 am tarafından Admin

» BAŞBUĞUM
Cuma Haz. 11, 2010 10:42 am tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama

Genel Başkan dan

Aşağa gitmek

Genel Başkan dan

Mesaj  Admin Bir Cuma Haz. 11, 2010 7:35 am

Mevcut Gelişmeler Işığında Türkiye ve Türk Milliyetçileri

2 Ocak 2009, Cuma
Ülkemizin içinde bulunduğu durum her geçen gün biraz daha kötüye gitmekte, çözüm üretmesi gereken kurumlarsa buna karşı yeterli tedbir alamamaktadır. İçinde bulunduğumuz bu bunalım döneminin bir fotoğrafını çekmek gerekirse ülkemiz her yandan kuşatılmış vaziyettedir. Ülkenin yönetim organları içerisinde şiddetini arttırarak devam eden fikir ayrılıkları toplumsal düzeyde de kutuplaşmalara sebep olma yolunda da hızla ilerlemektedir. Bahsedilen süreç içerisinde devletin yasama, yürütme ve yargı organları arasında devam eden “bildiri savaşı” gündemin ilk maddesidir.

Her iki taraf da birbirlerine karşı dozu gittikçe artan ve bir devlet organına yakışmayacak seviyesiz suçlamalar yöneltmektedir. Bir tarafta Yargıtay diğer tarafta iktidarın olduğu bu tablo içerisinde ana muhalefet partisinin de yer almaya çalışması tabloyu ülkemiz açısından daha da karartmaktadır. Kamuoyu bu tür “yapay gündemler”le meşgul edilirken toplumun ve tek tek bireylerin sorunları adeta hasıraltı edilmektedir.

Öncelikle ülkemiz henüz adı konulmamış bir ekonomik krizin içerisindedir. Kriz önceki örneklerinden farklı olarak bir anda yıkıcılığını göstermeyip yavaş yavaş ve etkili bir şekilde kendini göstermektedir. Her gün ülkenin çeşitli bölgelerinden kepenk kapatanların ve ay sonu maaş kuyruğunu beklemek zorunda kalanların haberleri medyada fazlaca yer tutmaktadır. Buradan da anlaşılacağı gibi ekonomik kriz uzun bir süreden beri varlığını devam ettirmektedir ve daha da trajik olan iktidarın mevcut politikaları ile devam da ettirecek gibi görünmektedir. İktidar partisi kriz karşısında eylemsizliğini devam ettirmektedir. Buna karşı kamuoyundan gelecek tepkileri de yapay gündemlerle engellemeye, kamuoyunu meşgul etmeye çalışmaktadır.

Ekonomik krizin etkilerini her an hisseden toplum diğer bir taraftan da etnik merkezli kutuplaşma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmaktadır. PKK yandaşları giderek daha da sivilleşen propaganda ve eylemleriyle kamuoyu içerisinde daha etkili olabilmektedir. Gün geçmiyor ki PKK yandaşı bir toplantı, bir yürüyüş, bir eylem düzenlenmesin. Ne yazık ki gerek iktidar gerekse ana muhalefet bu hal karşısında da tepkisizliğini sürdürmektedir. Bu tabloda her iki parti de birbirlerine karşı açıklamaları ve suçlamalarıyla dikkat çekmektedir. Adeta bir “tahterevalli siyaseti” yürüten iktidar ve ana muhalefet TBMM çatısı altındaki varlıklarını devam ettirebilmek için aslında nasıl bir "işbirliği" içerisinde olduklarını göstermektedir.

Bütün bu tabloda çözüm üretmek için öne çıkan kurumların pasifliği de iktidar ve ana muhalefet arasındaki "işbirliği"nden kaynaklanmaktadır. Bir kere ekonomik kriz konusunda devletin organizasyon yapısı içerisinde ilgili ve hatta görevli kurumlar adeta uyutulmaktadır. Maliye Bakanlığı ve ona bağlı kuruluşlar hükümetin ilgili bakanınca bir “oyun bahçesi” haline getirilerek ülke ekonomisi devlet dışı güçlerin eline bırakılmaktadır. Böylece ekonomimiz toplumun ve devletin çıkarları doğrultusunda değil bu kişi ve kurumların çıkarları doğrultusunda şekillenmektedir. Öte yandan üniversiteler de üniversite yönetimleri ile iktidar partisi arasındaki tartışma ve çatışmalarla meşgul olurken üniversiteler toplumsal sorunlara kendi milli kültür ve değer yargısı süzgecinden geçirilerek bulunması gereken cevaplardan uzak kalmaktadır. Üniversite öğrencileri arasındaki kutuplaşmalara karşı iktidar partisinin tavırsız duruşu en temelde üniversitelerin birer düşünce fabrikası olmalarının önüne geçmektedir. Üniversitelerdeki bütün bu kutuplaşmalar bir yandan topluma da yansırken diğer taraftan da toplumdaki mevcut kutuplaşmaları tetiklemektedir. Yine ne yazıktır ki hükümet gerginliklerin önüne geçmek bir yana sorunlara çözüm olabilecek kurumların da çalışmalarını engellemektedir.

İçerisinde bulunduğumuz şartlar; tüm sosyal olaylarda kutuplaşmaların ön plana çıkarıldığı ve bu kutuplaşmaların nereye uzanacağını bilerek ya da bilmeyerek sürdürülmeye devam edildiği hatta daha da belirginleştirilmek için her türlü tertibin hazırlandığı bir dönemi bizlere yaşatmaktadır. Üzülerek görmekteyiz ki; iktidarı elinde bulunduranlar ve zihniyetlerinin temsilcileri gerginleşen bu ortamı yumuşatmak bir yana gerginliğin tırmanması için de ellerinden geleni yapmak suretiyle ülkemizi çok karmaşık bir denklemin içerisine sokmaya çalışmaktadırlar.

Bütün bu tabloda çözüm üretmek için öne çıkan kurumların pasifliği de iktidar ve ana muhalefet arasındaki "işbirliği"nden kaynaklanmaktadır. Bir kere ekonomik kriz konusunda devletin organizasyon yapısı içerisinde ilgili ve hatta görevli kurumlar adeta uyutulmaktadır.

İktidar ve ana muhalefet Türk milletinin temsilcileri gibi davranmak yerine çatışarak varlıklarını devam ettirmeyi bir politika olarak uygulamaktadır. Tabii bu sürecin milletimiz ve devletimiz için ne gibi vahim sonuçlara gebe olduğunu bilmemeleri mümkün değildir. Kendi varlıklarını ancak böyle koruyabileceklerine inanmaları sebebiyle her türlü yanlış ve hatalı uygulamayı meşru sayan bir ruh hali içerisinde Türkiyeyi bir uçuruma sürüklemektedirler. Nitekim söz konusu bu gidişatın bir diğer boyutunu da Anayasa Mahkemesinin Başörtüsüne dair Anayasa değişikliğini iptali kararı ve bu karar üzerinden gelişen tartışmalarda da görmek mümkündür.

Anayasa Mahkemesi ana muhalefet partisinin başvurusu üzerine TBMMnin büyük bir çoğunlukla

10. ve 42. maddelerde yapılan düzenlemelerinin iptaline karar vermiş ve yürütmeyi de durdurmuştur. Söz konusu bu iptal kararının her şeyden evvel siyasi olması tartışılmaz bir husustur. Ancak söz konusu bu kararın siyasi bir karar olmasının yanında almış olduğu kararın yaratacağı sosyal ve siyasi neticelerin varlığı da ürkütücü boyutlardadır. Yıllardır Türk milletinin bünyesinde karayan bir yara olarak var olan Türban meselesinin Anayasa Mahkemesinin yarattığı bu içtihat ile kangrenleşmesi sürecine büyük bir etki de bulunurken diğer bir yandan da söz konusu bu kararın Türkiyede olmamasını ümit ettiğimiz bir kamplaşmanın zeminini inşasında büyük rol oynayacağı da açıktır. Söz konusu kamplaşma, millet arası kamplaşmanın paralelinde ilerleyen devlet millet ayrılığına ve çatışmasına dönük bir kamplaşmadır.

Her şeyden evvel şu bilinmelidir ki; Türk milletinin bu meselesine çözüm sağlanamaması hem istismarcıların hem de toplumsal çatışma dinamiklerinin beslendiği batağa güç vermek demektir. Anayasa Mahkemesinin Türkiye Cumhuriyetinin anayasal organlardan biri olduğu asla unutulmamalıdır. Bu halde, yargıyı ve yargının en üst düzeydeki bu kurumunu eleştirmenin, onu yıpratmadan yapılması gerekliliği karşımıza çıkmaktadır. Ne var ki böyle bir hale karşın iktidar kanadının bu meseleyi uluslararasılaştırma çabası içine girdiği ülkemiz yargısını yabancılara şikâyet ettiği ve yine bu bağlamda

Anayasa Mahkemesinin kararını ir rejim tartışması içine çekmesi, bir kirli siyasetin ürünü olarak görülmelidir. Krizden ve kriz yönetiminden bu güne kadar büyük siyasi kâr elde eden söz konusu zihniyetin bugünkü ortamı da böyle bir kazanca vasıta etmek niyetiyle harekete geçtiğini görmek güç değildir. Toplumsal kamplaşmaları, siyasi rant haline getirenler, esasında Başörtüsü meselesinin çözülmesini istemeyenlerdir. Mahkeme kararını istismar edenlerin, gerekli yasal düzenlemelerini yapmadan yalnızca Anayasal düzenlemelerle yetinmeleri de bunun en mühim delilidir.

Bugün iktidar eliyle millet devleti ile karşı karşıya getirilmek istenmektedir. Terör Türk milletinin bütünlüğünü tehdit etmekte, ekonomik gelişmeler kaygı verici boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizin ufku büyük ve karanlık birçok mesele ile dolmuş, endişelerimiz had safhaya varmıştır.

Bu açmaz gibi görünen siyasi kargaşanın mutlak bir çözümü olduğuna inanıyor ve bu noktada milletimize bir çağrı yapıyoruz. Türk milletinin gözünün önünde kendi adına milletin fertlerinin temsilcilerinin bir birlerine acımasızca uyguladıkları siyaset milletimiz tarafından karşılık görmemekte ve rahatsızlık sebebi olmaktadır. Tüm bu olumsuz gelişmeler yaşanırken bir yandan da ülkemiz için geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak bir takım olumlu gelişmeler de yaşanmaktadır.

Milletimizin menfaatlerini her türlü kişisel ve partisel menfaatin üzerinde gören bir hareket, kargaşa halindeki siyasete ortaya koyduğu çözüm önerileriyle damgasını vurmakta ve milletimizin teveccühünü kazanmaktadır. 22 Temmuz seçimlerinden bu güne siyasetimizin tıkanmasına sebep olan tüm konularla ilgili, milletimizin ve devletimizin ilkeleriyle çatışmayacak bir halde, çözüm önerilerini ortaya koyarak Türk siyasetinin önünü açmak için mücadele eden Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli Beyefendi kamuoyu tarafından dikkatle takip edilmektedir. Gerek ortaya koyduğu çözüm önerileri gerekse çatışmadan, kutuplaşmadan uzak üslubu sebebiyle milletimizin teveccühünü kazanan liderimiz ortaya koyduğu bu tavırla “Türk milliyetçiliği” dersi vermektedir. Olaylara karşı geliştirdiği bakış açısı ve ortaya koyduğu bu tavır, “önce ülkem ve milletim sonra partim” anlayışının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada ülkücü gençliğe de büyük bir vazife düşmektedir.

Her ne kadar tarafsız ve bağımsız olduklarını iddia etseler de Milliyetçi Hareket söz konusu olduğunda bu erdemlerini unutan bazı basın yayın kuruluşlarının hareketimiz aleyhinde geliştirdikleri “iftira”, “görmezden gelme”, “çarpıtma”, vb. metotları yayın politikaları olarak benimsemeleri sebebiyle bizlere büyük görevler düşmektedir. Bu görev ülkücü hareketin bir mensubu olmanın gerekliliğidir. Bizler milletimizin ve devletimizin bekası uğruna her türlü fedakârlığı yapmaya hazır bir zihniyetin temsilcileri olarak; öncelikle milletimize, ülkemizde yaşanan gelişmeleri tüm açıklığıyla ulaştırmak ve onları bu konuda aydınlatmak durumundayız. Bu noktada cevabını bulmamız gereken soru kamuoyunu aydınlatırken nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğidir.

Öncelikle medyadaki MHP açıklamaları ve tabii ki Genel Başkanımızın yaptığı açıklamalar yanlı bir şekilde verilmektedir. Tabii ki konuşma metninde bir değişiklikten bahsetmiyoruz. Ancak yapılan haberlerde kullanılan başlıklar ve haber resimleri kamuoyunu yanlış bir algılamanın içine itebilmekte ve okuyucular haber başlığı ve resimleri ötesinde konuşma ve/veya açıklama metinlerine dair bir okuma gerçekleştirmemektedir. Bununla birlikte sık karşılaşılan sorunlardan bir tanesi de yapılan açıklamaların belirli cümlelerinin kamuoyuna sunularak kamuoyunun yine yanlış bir izlenim kazanmasına ve bundan da öte bu açıklamalarla birlikte çizilen politikaların da temelsiz ve uygulanabilirlikten uzak olarak algılanmasına sebep olmaktadır. Bütün bu yanılgıların önüne geçebilmek yine bizim elimizdedir. Öncelikle yapılması gereken hiç şüphesiz ki gerek yerel gerekse ulusal basın içerisinde yer sahibi olabilmektir. Ancak konjonktürün buna izin vermesi zordur. Bu noktada toplum içerisinde “dinlenen” kişiler oluşturmamız gerekmektedir. Gerek kılık kıyafeti, gerek kişilerle ilişkileri açısından toplum içerisinde aranan kişiler olmak Ülkücülere düşen ilk görevdir. Bundan sonra Milliyetçi Harekete yönelen fikri saldırıları karşılayabilecek bilgi birikimine ulaşılmalıdır. Bu zincirin son aşamasında ise Genel Başkanımızın konuşma ve açıklamalarını iyi takip ederek buradaki bilgiler ve politikalar halk ile paylaşılmalıdır. Bu noktada daha büyük gruplara ulaşabilmek için de sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilere ağırlık verilmelidir.

Bunu yaparken de aslında toplumu yaşadığı sıkıntıların, çektiği çilelerin kaderleri olmadığına bunun bir çözümü olduğuna ikna etmek ve onları inandırmak zorundayız. Parti programlan iyi takip edilerek bu doğrultuda ortaya konulabilecek çözüm önerileri toplumla paylaşılmalıdır. Gerek parti yöneticilerinin bu politikalar doğrultusunda ortaya koydukları somut çözüm önerileri gerekse kendi mesleki bilgi birikimimiz ve Türk milliyetçisi fikri süzgecinden geçirerek ortaya koyabileceğimiz çözüm önerileri başlangıç noktası olabilecektir. Bu noktada karşılaşılan en önemli sorun da Parti yönetimi veya milletvekillerince yapılan bu açıklamalara ulaşması sıkıntıdır.

Basın ve medya kuruluşlarının MHP açıklamalarına yeterince yer vermediği göz önüne alırsak bu açıklamalara internet ortamından ulaşılması öne çıkan bir çözüm önerisidir. Bir kere MHP Genel Merkezi ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi resmi internet siteleri sıkı bir şekilde takip edilmelidir. Milletimizi aydınlatabilmek ve sorunların çözüm yollarını ortaya koyabilmemiz için en büyük referansımızın liderimizin ortaya koyduğu fikirler ve politikalar olduğunu unutmamamız gerekir. Bu sebeple liderin açıklamalarını dikkatle takip etmeli ve analiz edebilmeliyiz. Milletimizin bu düşüncelerden haberdar olmasını sağlamalı basının bizlere uyguladığı görmezden gelme politikalarını bireysel propagandayla sonuçsuz bırakmalıyız. Ülkücü hareket kendini ifade edebildiği takdirde milletimizin teveccühünü kazanmaması için hiçbir sebep yoktur

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 211
Kayıt tarihi : 10/06/10

Kullanıcı profilini gör http://turkislamdevletleri.hareketforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz